Foruma girişte sıkıntı yaşayan, konulara mesajlara cevap veremeyen üyelerimiz kullandıkları tarayıcının geçmişini(çerezler,önbellek vs) sildikleri takdirde sorun ortadan kalkacaktır.

iOSDelisi'ne Hoş Geldiniz.

iOSDelisi.com'a tekrar hoşgeldiniz bizlere destek olabilmek için 10 saniyenizi ayırarak ücretsiz olarak üye olabilirsiniz.

Genel Araştırma: Etiket sonuçları gösteriliyor 'of'.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • Duyurular
    • Forum Duyuruları
    • İstekler - Görüşler
  • Haberler - İncelemeler
    • Güncel Haberler
    • Teknoloji Haberleri & İncelemeler
    • Uygulama Haberleri
  • İphone - İPad - iPod
    • Genel Bilgiler
    • Jailbreak İşlemleri
    • Soru - Cevap
    • iOS 9
    • iOS 10
    • iOS 11
    • Cydia Tanıtım
    • AppStore Uygulama Tanıtım
    • iOS İPSW Yazılım Dosyaları
    • Mobil Operatörler
  • İşletim Sistemleri
    • Windows
    • Mac OS X - Hackintosh
    • Android
    • Program Deposu
  • Sosyal Yaşam Alanı
    • Eğlence
    • Film
    • Dizi
  • Oyun Dünyası
    • Oyun Haberler
    • Oyun İnceleme
  • Sıcak Fırsatlar - Kampanyalar
    • Sıcak Fırsatlar
  • Sohbet - Konu Dışı
    • Sohbet
    • Konu Dışı
  • Çöplük
    • Konular

Takvimler

  • Toplum Takvimi

Araştırmada 16 sonuç bulundu

  1. Clash of Clans'ta kullanabileceğimiz herhangi bir hack var mıdır arkadaşlar?
  2. Call of Duty: Black Ops 3, Oyun İçi Bir Videoyla Tanıtıldı Sızıntılarla geçen bir duyuru sürecinin ardından beklediğimiz video nihayet bizlerle.Activision ve Treyarch, oyun içi bir videoyla beraber Call of Duty: Black Ops 3'ü tanıttı. 6 Kasım'da PC, PS4 ve Xbox One için çıkacak olan oyun, sadece yeni nesil konsollar için hazırlanan ilk Call of Duty oyunu olmasıyla dikkatleri çekiyor. Oyunu ön sipariş yapan oyuncuların çıkışından hemen önce yapılacak bir betaya katılacağı belirtiliyor. Açıklamalara göre bu betaya üç farklı harita eşlik edecek. Daha önce yayınlanan Teaser videosunda gördüğümüz üzere Call of Duty: Black Ops 3, gelecek temasında karşımıza çıkıyor. Giyilebilir teknolojilerin çığrından çıktığ bir döneme gittiğimiz oyunun oyun içi videosunda da bu cihazlar kendini gösteriyor. Advanced Warfare'a benzer bir yapıyı gördüğümüz oyunda Co-Op oynanışa odaklanan dört kişilik senaryo modu bulunacak. Oyunun multiplayerında 9 farklı sınıf yer alacak ve her sınıfın farklı özellikleri ile farklı silahları bulunacak.
  3. Call of Duty: Black Ops 3'ün Kapak Görseli Sızdırıldı Call of Duty serisinin yeni üyesi Call of Duty: Black Ops 3'e ait ilk video bildiğiniz gibi bugün yayınlanacak. Video gelmeden önce oyunun kapak görseli sızdırıldı. Oyunun kapak görselinde daha önce Call of Duty'nin resmi sitesinin kaynak kodlarından sızdırılan görselde gördüğümüz asker yer alıyor. Treyarch, Call of Duty: Black Ops 3'e ait videoyu paylaştığında sizlere aktaracağız.Kapak görseli hakkında neler düşündüğünüzü bizimle paylaşmayı unutmayın.
  4. Batman v Superman: Dawn of Justice Filminden İlk Teaser!! Aylardır süren bekleyiş nihayet sona erdi! Batman v. Superman: Dawn of Justice filminden yayınlanan yeni teaser, tadımlık değil adeta doyumluk cinsten! Yönetmenliğini Zack Snyder'ın üstlendiği seri, pre-prodüksiyon aşamasından bu güne kadar sinema severlerin merakla beklediği sinemasal mahsullerden biri olan filmden yayınlanan yeni fragman, öykü evrenine karanlık tonların hakim olacağının sinyallerini veriyor. Ayrıca ilk defa kanlı canlı biçimde Batman ve Süperman'i karşı karşıya görüyoruz! Geçtiğimiz gün yayınlanan Star Wars: Güç Uyanıyor filminden gündemimize sıçrayan teaserın etkileri hafiflememişken; DC evreninin en uzun soluklu projesinin beyazperdedeki ilk halkası olacak olan Batman v. Superman'in teaserı sayesinde sinema severlerin çifte bayram yaptıklarını iddia etmek pek de yanlış olmaz! Başrolerde Ben Affleck ve Henry Cavill'i izleyeceğimiz filmde ayrıca Amy Adams, Gal Gadot, Jeremy Irons, Laurence Fisburne gibi isimler yer alıyor. Film 25 Mart 2016 tarihinde izleyiciyle buluşacak!
  5. "Umudu kesmek üzereyken beklentileri arttırmak" Nerede kalmıştık? Game of Thrones tüm haşmetiyle ekranlara dönüş yapmaya hazırlanırken, hikaye anlatma ustası Telltale Games, ünlü fenomeni oyun dizisini oyun serisine dönüştürmekle meşguldü. İlk bölüm hikayeyi harika bir şekilde başlatırken, oyunun teknik sorunları başa bela olmuştu. Ardından The Lost Lords, beklenen etkiyi yaratamamış ve koca bölüm ‘hiçbir şey’ olmadan sona ermişti. Ben Game of Thrones: A Telltale Game Series ile ilgili beklentilerimi iyice düşürmüş bir halde yeni bölüm olan Sword in the Darkness’a giriş yaptım. İki saatin sonundaysa o yüzü asık, memnuniyetsiz ifadem yerini şaşkınlığa bıraktı. Baştan söyleyeyim, yeni bölüm olmuş sevgili okur, hem de çok güzel olmuş. İlk iki bölümde atılan düğümler, Sword in the Darkness’ta öyle bir çözülmeye başlıyor ki, bölümün ne ara bittiğini bile anlayamıyorsunuz. Mira üçüncü bölümde de hikayenin politik kısmında öne çıkan karakter oluyor. Hal böyle olunca, itiraf etmeliyim ikinci bölümün hikayesi de bir nebze olsun anlam kazanıyor. Eğer The Lost Lords tam bir oyunun sadece bir bölümü olsaydı, Game of Thrones’un hem bizdeki, hem de dünya çapındaki puanları böylesine düşük olmazdı. Çünkü Telltale sağ olsun, biz onların oyunlarını bölümler halinde incelemek zorundayız ve sönük geçen bir bölüm düşük puan olarak geri dönüyor. Sword in the Darkness’la, Forrester’lar ilk kez önemli kararlar alıyorlar ve ana öyküde varlıklarını güçlendiriyorlar. Bu sefer çakma Stark’ları değil, gerçek Forrester ruhunu yakalamaya çalışıyoruz. Öykü açıldıkça Asher, Mira ve Gared etkilerini hissetmeye başlıyorlar, en önemlisiyse kendi karakterlerini buluyorlar. Iron From Ice’ın ilk sahnesini saymazsak, Sword in the Darkness ile ilk kez kendimi o evrenin içinde hissettim. Mira ve onun King’s Landing macerası yine Game of Thrones: A Telltale Game Series’in en güçlü yanı olarak göze çarpıyor. Bu sefer hem Cercei, hem Tyrion hem de Margaery, Sword in the Darkness’ta önemli etkiye sahip oluyorlar. Üçünün de bizden istediği bir şey var ve ne yazık ki bu dünyada –hele ki Game of Thrones dünyasında- herkesi aynı anda memnun edemezsiniz. Cersei, Mira’nın Tyrion ile ortaklık yapmasını istemiyor, Tyrion ise Mira ile takım olup para derdine düşüyor, Margaery de Mira’nın evlenerek Lannister’ların arasına girmesini istiyor, Mira? O sadece kendisinin ve ailesinin varlığını devam ettirmek istiyor. Oyunun politik merkezini Mira ve onun vereceği kararlar oluşturuyor ve oyun boyunca diyaloglarda en çok zorlandığımız kısımlar yine Mira’nınkiler oluyor. İkinci bölüm beni öylesine paslandırmış ki, Sword in the Darkness’ta silkelenip kendime gelme ihtiyacı hissettim. Hatta şöyle söyleyeyim, Telltale aslında Game of Thrones’un ilk bölümünü şu an yayımlıyor. Iron From Ice’ın ilk sahnesini saymazsak, Sword in the Darkness ile ilk kez kendimi o evrenin içinde hissettim. Gared’in duvar nöbetiyse kaldığı yerden devam ediyor. Bir önceki bölümde Gece Nöbetçileri ve Gared’ın öyküsü resmen Jon Snow’un görünsün diye konmuştu. Hatta Gared’in yaşadıkları Jon Snow’un ana seride yaşadıklarına öyle benziyordu ki bir yerden sonra sıkmaya başlamıştı. Bu sefer Gared hem Telltale’ın serisine, hem de ana öyküye etki edecek kararlar vermek zorunda kalıyor. Iron From Ice’ın ilk 10 dakikasından sonra, hiçbir şeye etki edemeyen Gared’in yeniden yükselmesi oyun için hayati önem taşıyor. Biraz daha ilerlersem spoiler ile hikaye tanıtımı arasındaki çizgiyi aşacak gibi hissediyorum. "Lannister mı o? Şuradakini diyorum! Oyunun %70’ini kaplayan hikaye anlatımı ve diyalogları bir kenara alırsak yine klasik bir Telltale oyunu bizi bekliyor. Bolca QTE (Quick Time Event/Belirlenen süre içinde doğru tuşlara başmak) görüyoruz. Seslendirmelere söyleyecek bir şeyim yok ama oyunun grafik tarzı ilk bölüm nasılsa, burada da öyle. Bu konuda gerçekten çok kesinim. Bir oyunun grafikleri öyle çok yüksek olmayabilir, Crysis kalitesi sunmayabilir ama özensizlik gerçekten de insanın gözünü acıtıyor. Yeni bölüm Sword in the Darkness selefleri gibi kötü bir yağlı boya tablosundan daha fazlası değil. Keşke Telltale kendi tarzı dışına hiç çıkmasaydı, gerçekçi görünmeye çalışmasaydı. Sonuç olarak, ikinci bölümde bozulan moraller yerini heyecanlı bir dördüncü bölüm bekleyişine bırakıyor.
  6. "You must gather your party before venturing forth*" *İlerlemeden evvel grubunuzu bir araya toplamalısınız... Hayatın her alanında olduğu gibi oyun dünyasında da pek çok önemli tür zamanla unutulmaya yüz tutuyor. Gün geçtikçe daha fazla aksiyona, daha fazla grafiksel detaya ve daha fazla görkemli sahnelere eğilen oyun yapımcıları, emektar oyuncuların unutamadığı bazı tatları da, ister istemez göz ardı etmek durumunda kalıyorlar. Yaşını başını almış eski nesil oyuncuların, "Şimdiki oyuncular bilmez ama zamanında bir Baldur's Gate vardı, hey gidi hey!" dediklerine mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Icewind Dale'den dem vuranlarla, Planescape: Torment'ı anlata anlata bitiremeyenlerle illaki aynı ortamda bulunmuşsunudur. Bahsini ettiğimiz o eski neslin içinde bir ukde olarak kalan, klasikleşmiş masaüstü FRP oyunlarının süksesi artık mumla aranır oldu. Kısmen Dragon Age ile o eski tadı yakalamaya çalışan gedikli FPR oyuncularının, serinin sonraki oyunlarında üç boyutlu yapıya geçilmesi ile birlikte dudaklarının büküldüğünü biliyoruz. İşte tam da böylesine umutsuz bir dönemde, o eski oyuncuların gölünü alacak projeler yeniden gün yüzüne çıkmaya başladı. Geçtiğimiz sene Divinity: Orginal Sin ile ilk kıvılcımı çakan klasik FRP türünün, Pillars of Eternity ile gerçek bir gövde gösterisi yapmasının verdiği mutluluğu anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalıyor. Ustalara saygı kuşağı Pillars of Eternity, fantastik türdeki oyunların en büyük ustaları tarafından yoğrulmuş, nadir bulunan cevherler kadar değerli olan bir yapım. Şimdilerde ismi bilinmemesine rağmen oyun dünyasının en saygın yapımcı firmalarından biri olan Black Isle Studios'un eski çalışanlarının emekleri ile ortaya çıkmış bir eser. Fallout 1-2, Icewind Dale 1-2, Planescape: Torment ve Baldur's Gate gibi büyük efsanelerin altında imzası bulunan eski Black Isle Studios çalışanlarının, Obsidian Entertainment çatısı altında bir araya geldikten sonra Kickstarter'da başlayan küçük ölçekli bir projeydi Pillars of Eternity. Projenin başında, tamamen eski tip oyun kültürü üzerine kurulmasından dolayı desteğin de çok yüksek olmamasından endişe duyulduğu bir girişimdi. Sonradan görüldü ki, diyaloga dayalı, klasikleşmiş FRP türünün müdavimler hiç az değilmiş. 75.000'in üzerinde destek oyu almayı başaran Pillars of Eternity projesi, hummalı bir çalışmanın ardından oyun dünyasına merhaba dedi. Savaş esnasında karakterlerin dizilimi hayati önem taşıyor Bilmeyenleri baştan uyarmam gerekiyor. Pillar of Eternity, tabiri caizse yeni nesil oyuncuların bodoslama dalmadan evvel bir adım geride durması ve incelemelerini okuyup, iyice emin olduktan sonra oynamaya başlaması gereken bir yapım. Her ne kadar türü farklı olsa da geçtiğimiz ay piyasaya sürülen Grim Fandango'ya hayretler içinde bakıp, "Böyle bir oyun nasıl olur da 90 puan ortalamasına ulaşır?" diye hayıflanan yeni nesil oyuncuların, Pillars of Etenity'nin uçsuz bucaksız evrenine girince de benzer bir yorum yapması son derece muhtemel. Bu nedenle klasik FRP sistemini özümsemeden oyuna dair fikir yürütmek doğru olmayacaktır. Hatta aksiyondan hoşlananların hiç bulaşmaması gereken bir oyun olduğu bile söylenebilir. Öte yandan, eğer bu yazının başlığını okuduğuz anda maziyi anımsayıp içiniz kıpır kıpır olduysa; zamanında sıkı bir Baldur's Gate eğitimi almış, Planescape: Torment ile bitirme tezini vermiş, Icewind Dale ile de doktorasını tamamlamış biriyseniz; bir an bile tereddüt etmeden, kendinizi bu eşsiz maceranın kollarına bırakmanız farz olacaktır. Sanki seni yıllardır tanıyormuş gibiyim Damdan düşer gibi başlayan, "Ben kimim? Neredeyim? Neler oluyor?" gibi soruların cevabını vermeyi hiç düşünmeden, paldır küldür oyun evreninin içine fırlatan, sanki yıllardır oynuyormuşsunuz da, kaldığınız yerden devam ediyormuşsunuz hissi oluşturan bir yapım Pillars of Eternity. Eğer eski oyunculardansanız kendinizi çok tanıdık mekanlarda ve tanıdık oyun yapısı ile karşı karşıya bulacaksınız. Bugüne kadar hep Baldur's Gate 3 yakıştırması yapılan Pillars of Eternity, ilk başka gerçekten de öyle bir izlenim bıraksa da, aslında yapımcıların üç efsane oyundan da esintiler içeriyor. Fare imlecinin tasarımından, izometrik harita yapısının ayrıntılarına kadar buram buram Baldur's Gate kokan, grup yapısı ve savaş formasyonu ile Icewind Dale'i anımsatan, hikaye anlatımı ve detaylı diyalog içeriği ile de Planescape: Torment'tan esintiler sunan bir oyun olduğunu söylemek gerek. Karakter oluşturma ekranı o kadar detaylı ki, saatlerinizi bu ekrana geçirmeniz son derece doğal. Her 'Rol Yapma Oyunu'nda olduğu gibi Pillars of Eternity'de de kendimize bir karakter oluşturarak yola koyuluyoruz. "Yola koyuluyoruz" dedim ama bu o kadar da çabuk olmuyor. Çünkü benzer oyunlardan çok daha detaylı bir karakter oluşturma sahnesi ile karşılıyor bizi. Yeni nesil oyuncular belki karakterin dış görünüşünü yeterince değiştiremediğimizi düşünüp burun kıvırabilir ama yapıcıların asıl odaklandığı konu o olmamış zaten. Yapımcılar için karakterin görünüşünden ziyade, oyun dinamiklerini doğrudan etkileyen öğeler çok daha önemli. Üstelik bunlar o kadar detaylı yapılmış ki, benim gibi yıllarca benzer oyunları denemiş birinin bile oturup saatlerce yazı okumasına neden oldu diyebilirim. Karakter oluşturma ekranında sadece karakterin ırkı, sınıfı ve becerilerini değil, geçmişini, nasıl bir aileden geldiğini ve dallanıp budaklanan alt sınıflarını da belirlemek gerekiyor. İster savaşçı, ister büyücü olsun, hangi sınıfı ya da ırkı seçerseniz seçin, bu seçeneklerin de alt kümeleri karşınıza çıkıyor. FRP oyunlarının en basit tasarlanan ve sadece kaba kuvvete odaklı bir karakter olan 'Savaşçı' sınıfını seçtiniz diyelim. Burada bile cevaplanması gereken tonla soru karşınıza dikiliyor. Tamam, savaşçısınız ama soylu bir aileden de geliyor olabilirsiniz, göçebe de olabilirsiniz. Aynı şekilde, eski bir köle olabileceğiniz gibi paralı asker olarak da yola koyulabilirsiniz. İşte bu ayrıntılar, hangi silahta daha iyi olacağınıza, dinlenme esnasında ne kadar güç kazanacağınıza, hatta savaşlarda ne kadar dayanıklı olacağınıza kadar pek çok şeyi doğrudan etkiliyor. İşin en güzel yanı karşınıza çıkan tüm seçeneklerin ana hikayeye doğrudan etki etmesi oluyor. Daha oyunun ilk ekranında karakterin detaylarını seçerken verdiğimiz bir kararın, tüm oyun boyunca defalarca kafamızı duvarlara vurmamıza neden olabileceğine hazırlıklı biçimde işe başlamak gerekli. Bu yüzden siz siz olun, karakterinizi oluştururken baştan savma kararlar vermeyin. Üzerinde iyice düşünerek, ilerleyen bölümlerde vereceğiniz kararlara paralel gidecek bir karakter ile yola çıkın. Oku da büyük adam ol! Eskiler biliyor belki ama bu türle yeni karşılaşanlar için köprüden önce son çıkış tabelasına dikkat çeksem iyi olacak. Pillars of Eternity'de büyüler, silahlar, savaş taktikleri ve kahramanların becerileri ne kadar önemli olsa da, işin asıl can alıcı noktası diyaloglarda ve yazılı materyallerde yatıyor. Bir an evvel savaşa geçmek isteyen veya mağaraları ve zindanları hızlıca gezmek isteyenlere kocaman bir uyarı levhası kaldırmak lazım. Pillars of Eternity gerçekten iyi bir İngilizce'nin yanı sıra kesintisiz dikkat ve konsantrasyon istiyor. Hareketlerinizde, konuşmalarınızda ve kararlarınızda mutlak bir kararlılık bekliyor. Umarsızca ve dengesiz kararlar alırsanız, ne yanınızdaki grup elemanlarının gözüne girersiniz, ne de onlardan yeterince verim alabilirsiniz. Aynı şey karşılaştığınız insanlar için de geçerli. Kılıcın kınına bile dokunmadan, tatlı dille çözebileceğiniz durumlarla karşılaşabileceğiniz gibi, başarılı bir söz düellosunun ardından, rakibe gözdağı vererek kolay yoldan işinizi de görebilmeniz mümkün. Elbette bu söylediklerimi hayata geçirebilmek için konuşulanları iyice anlamak ve belli bir mantık çerçevesinde cevaplar vermek gerekiyor. En iyi ejderha, ölü ejderhadır... Birden fazla karakteri yönettiğimiz, grup halinde dolaşılan her oyunda olduğu gibi burada da takımınızı birbirini tamamlayan karakterlerle donatmanız gerekiyor. Çetin ceviz bir savaşçıyı, efsunları ile destekleyecek bir büyücü nasıl tamamlıyorsa, karşılaşacağınız tuzakları ve kilitleri açacak, eli uzun bir hırsız nasıl ki grubun vazgeçilmezi ise, laf cambazı bir karakterin de grup içerisinde yer alması o kadar önemli. Pillar of Eternity'nin çok büyük kısmı diyalog ve yazılı materyal içerdiğinden grubunuzu kurarken ağzı laf yapan bir karakteri gurupta bulundurmak hayati önem taşıyor. Tüm macera boyunca, sanki oyun oynamıyormuş da, fantastik bir roman okuyormuş hissine kapılacağınız bir yapım Pillars of Eternity. Diyalogların arasında, karakterlerin mimiklerinden de bahsedilmesi, suratlarındaki gölgelenmelerin, kaşlarını çatmalarının ya da konuşurken gözlerini bizden kaçırmalarının şiirsel bir dille anlatılması da gerçekten büyük keyif veriyor. Bunun dışında, hemen her önemli olay öncesi karşımıza çıkan ara sahnelerdeki yazılı detaylar da çok etkileyici. Basit bir duvara tırmanışı bile animasyon ile göstermek yerine, destansı bir dille, yazılı olarak anlatmayı tercih eden Pillars of Eternity'nin belki de en etkileyici yanı burası. Üstelik sadece anlatmakla kalmayıp, karar vermemizi de bekleyen oyun, grubumuzdaki kahramanların yetenekleri ölçüsünde bize seçenekler sunuyor. Söz gelimi yüksek bir duvara tırmanmak için çeviklik seviyesi yeten bir kahramanımız varsa, "Tırmanmayı dene!" seçeneği başarılı sonuç verirken, tırmanmak için yeterli atletik yapıya sahip olmayan karakterler için ise kanca ve halat kullanma seçeneği gösteriliyor. Tüm bu yazılı dokümanlar ve yapılan seçimler de oyunun şiirsel anlatımını bir üst kademeye taşıyor. Diyaloglar, karakterlerin sadece konuşmalarını değil, mimiklerini ve yüz jestlerini de oyuncuya aktarıyor. Detayları bir kenara bırakıp genel oynanış tarzına baktığımızda ise, tipik masaüstü FRP kuralları üzerinden ilerleyen bir oyun ile karşılaşıyoruz. Benzer yapımlarda olduğu gibi insanlarla iletişime geçip görevler alıyor, bunları yerine getirerek deneyim puanları kazanıyoruz. Ancak burada bir konuya açıklık getirmek gerekli. Deneyim puanı kazanmak için sadece yaratık öldürmek yetmiyor. Benzer oyunlarda uygulanan, aynı yaratıkları defalarca öldürüp kolay yoldan deneyim puanı kazanmanın bu oyunda işlemediğini belirtelim. Sözgelimi aynı örümcekten binlerce kez öldürsek, o örümcek hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumuzdan belli bir yerden sonra deneyim puanı kazanamıyoruz. Bu nedenle yeni yerler keşfederek, yeni insanlarla iletişime geçerek ve yeni görevler yaparak deneyim puanı toplamak durumundayız. Karakterlerimize seviye atlatıp yeni beceriler, büyüler ve saldırı ya da savunma teknikleri öğreniyoruz. Kimi zaman güçlü bir düşmandan düşen bir eşya bize yol boyunca yardımcı oluyorken, kimi zaman da güçlü iksirler oluşturabilmek için gerekli olan hammaddeleri etraftan toplamamız gerekiyor. Çevredeki tüccarlarla iletişime geçip eşya alım satımı yapabiliyoruz. Akşam çöktüğü ya da karakterlerimizin yürüyecek mecali kalmadığı zaman, şehre yakınsak bir hana gidip küfeyi devirebiliyor, açık arazide kalmışsak ise kamp kurup, kurda kuşa yem olmadan sabahın olmasını umuyoruz. Pillars of Eternity, yapımcıların efsane oyunu Baldur's Gate'in aksine Dungeons & Dragons kuralları üzerine kurulmuş bir oyun değil. Yani Baldur's Gate'teki klasik FRP zar sisteminin dışında çıkan, kendine has bir hesaplama ile dövüşleri ekrana yansıtan bir oyun. Tabii hemen burun kıvırmamak lazım. Her ne kadar D&D kuralları üzerine odaklanmamış olsa da sunulan detaylar hemen hemen aynı. Biraz oynadıktan sonra, büyülerin isimleri farklı olsa da, mekanlar daha önce hiç karşılaşmadığımız bölgelerden oluşsa da ve dövüş hesaplamaları önceki oyunlarda uygulanan formüllerden uzaklaşsa da, aslında aynı içeriği sunduğu hemen anlaşılıyor. Envanter ekranı, klasik FRP oyunlarında alıştığımızdan farklı bir şey sunmuyor. Günümüzde iyice kolaylaşan RPG öğelerinden farklı olarak, klasik FRP standartlarını benimseyen Pillars of Eternity'de kahramanlarımızın savaş esnasında yapacağı büyüler de sınırlı. Bu nedenle savaşlarda akıllıca taktikler belirlemek gerekiyor. Benzer oyunlardaki mana sistemi burada bulunmadığı için, düşmana sağlam hasar veren büyülerimiz bile olsa bu avantajımıza çok fazla güvenemiyoruz. Büyük savaşların ardından hem karakterlerimizin zinde kalması, hem de büyülerin yenilenmesi için kamp kurmak gerekiyor. Öyle her yerde kamp kurmak da akıl kârı iş değil. Gecenin bir yarısı düşman tarafından gafil avlanıp, daha karakterler iyileşmeden, büyüler yenilenmeden savaşın kucağına düşmek son derece olası bir durum. Dikkatli olmak lazım. Kalem, kalem, güzel kalem Pillars of Etenity'nin türe getirdiği en büyük yenilik kale sisteminde yatıyor. Senaryo gereği, eninde sonunda yolumuz eski bir savaşçının kalesi Caed Nua’ya düşüyor. Yaşadığı onlarca savaşın ardından harap ve bitap düşmüş, sağla bir tamire muhtaç olan bu kaleyi adam etmeyi başarırsak oyunun keyfi iyice artıyor. Bu büyük tamirat için uzun bir tamir listesi ile karşılaşıyoruz. Bunun için iki şeye ihtiyacımız var: İrice bir altın kesesine ve bolca zamana… Tamir listesindeki birimlerin ihtiyacı olan paraları ödedikten ve yeterince süre bekledikten sonra bu birimler teker teker aktif oluyor. Kalemiz ayağa kalkmaya başladıktan sonra ise grubumuza dahil olacak yeni adamlar yetiştirebiliyor, farklı yan görevler edinebiliyoruz. Belli bir noktanın tamiri için daha evvel tamir edilmesi gereken birimler de ön koşul olarak sunulabiliyor. Bu nedenle tam bir tamirat için uzunca bir süre beklemek durumunda kalıyoruz. Kalemiz ne kadar görkemli olursa, ona göz dikenlerin sayısı da o kadar artıyor. Zaman zaman saldırılarla karşı karşıya gelen kalemize savunma birimleri oluşturmak gerekiyor. Klasik D&D kurallarının uygulanmaması, karakterlerin her türlü silahı kullanmasına imkan tanıyor. Tüm bunların yanı sıra, kalemizin altında bir de zindan bulunuyor. Açık konuşmak gerekirse, yeterince güçlenemediğimden en alt katına kadar inmeye cesaret edemedim, ama zindanın 15 katlı olduğu ve çok değerli eşyaların, büyülerin bulunduğu söyleniyor. Cesareti olanlar için keşfetmeye değer bir zindan olduğu kesin. Uğur'cum tam vururken durdur! Baldur's Gate'in vazgeçilmezi olan ve yeni nesil oyunlardan Dragon Age'de de kullanılan savaş sırasında zamanı durdurma seçeneği burada da karşımıza çıkıyor. En basitinden en zor dövüşüne kadar, tüm karşılaşmalarda zamanı durdurup taktik belirlemek hayati önem taşıyor. Karakterlerimizin sağlık puanlarının yanı sıra dayanıklılığını da gösteren bir özelliği daha var. Dövüşler esnasında zaman zaman yere düşen ve savaş bitene kadar da ayağa kalkamayan karakterlere denk geleceksiniz. Bunun anlamı, dövüş sırasında dayanıklılıklarının sonuna gelmeleri ve yere yığılıp kalmaları oluyor. Yani karakterin sağlık puanı bitmese bile, yere yığılıp dövüşün devamında etkisiz eleman haline gelebiliyor. Neyse ki bu o kadar da kötü bir durum değil. Çünkü karakter yere yığılıp savaştan ayrılmaz ve hayat puanı tam olarak biterse onu yeniden canlandırmak mümkün değil! En azından benim oyun sürem içerisinde yeniden canlandırma büyüsüne denk gelmedim. Eğer orta ve üstü zorluk seviyesinde oynarsanız, hayat puanı biten karakter bir daha uyanmamak üzere aramızdan ayrılıyor. Bu sistem size zor gelir ise, ayarlardan daha kolay bir moda geçebiliyor, dövüşlerin ardından hayat puanı biten kahramanları yeniden hayata döndürmeyi mümkün hale getirebiliyorsunuz. Hani demiştim ya, Pillars of Eternity'de D&D kuralları geçerli değil diye. İşte bu sayede her karaktere her silahı ya da zırhı giydirmek mümkün oluyor. Bu durum hem olumlu hem de olumsuz şekilde bize geri dönüş sağlıyor. Birincisi, karakterler her silahı ve zırhı giyince zor durumlarda kendini kurtarmayı başarıyor, ama aynı zamanda bazı özelliklerinden de ödün vermek zorunda kalıyor. Bunun yanında, karakteriniz soylu bir geçmişe sahipse, balta gibi alt tabaka savaşçıların tercih silahları daha verimsiz kullanırken, krallara layık bir kılıcın ise fazlasıyla hakkını veriyor. Birader hangi devirde yaşıyoruz? Sunduğu tüm özelliklerle ve dolu dolu yapısı ile Pillars of Eternity çok ama çok başarılı bir oyun, ama görsel yönden devrin oldukça gerisinde olduğu da bir gerçek. Tamam bir KickStarter projesi ve verilen desteklerin ardından küçük sayılabilecek bir bütçe ile hazırlandı, ama yine de geçen sene piyasaya sürülen Divinity: Original Sin gibi bir örnek dururken, böylesine düşük seviye grafiklerin hak edilmediğini düşünüyorum. Elbette grafikleri yerin dibine sokacak değiliz. Grafikler ve animasyonlar zamanın gerisinde ama yine de pek çok oyuna taş çıkaracak kadar detayı içinde barındırıyor oluşu en büyük artılarından biri. Orta Çağ mimarisine farklı bir yorum getiren, kendine has bir evreni olan Pillars of Etenity'nin arka plan çizimlerindeki detaylara söylenecek bir şey yok. Keşke kamera açılarını değiştirebilme imkanımız olsaydı ve keşke animasyonlara, efektlere daha fazla önem verilseydi demeden de kendimizi alamıyoruz. Ejderha Bey, size saygımız sonsuz. Kenardan kıyıdan geçiversek olmaz mı? Görsel yönden ne kadar geride kalsa da müzikler konusunda ise oldukça başarılı bir yapım Pillars of Eternity. Böyle kendine has bir evren içeren ve fantastik bir yapı üzerine kurulmuş her oyun gibi orkestra müzikleri tadına doyulmaz bir zevk sunuyor. Seslendirme konusunda da epeyce iyi uğraşıldığı belli. Konuşmalardaki ayrıntılar, dublaj sanatçılarının vurgularından çok hepsi diyalog pencerelerinde yazılan bilgilere dayalı olsa da yine de kaliteli olduğunu belirtmek gerekli. Toparlamak gerekirse, klasik FRP oyunlarına özlem duyan ve gerçek bir Rol Yapma deneyimi yaşamak isteyenler için çok ama çok başarılı bir oyun olmuş Pillars of Eternity. Sadece kaliteli bir FRP oyunu olarak değil, dolu dolu içeriği ve şiirsel anlatımı ile de alkışı hak eden bir yapım. Fakat ne kadar kaliteli olursa olsun, 2015 yılına ait olmayan görsel yapısı ve teknik eksiklikleri, sadece içerik anlamında güçlü kılıyor. Keşke üzerinde biraz daha uğraşılıp, bu denli derin senaryo yapısına uygun biçimde görsel detaylar içerseydi ama ne diyelim, buna da şükür.
  7. Ryse: Son of Rome'un Türkçe Yaması Yayınlandı Crytek'in son çıkan oyunu Ryse: Son of Rome malesef Türkçe olarak piyasada değildi. Ancak Türkçe yama yapımcıları Ryse'ı da boş geçmedi. TG Yama ekibi, Ryse: Son of Rome'u %100 olarak Türkçe'ye çevirdi. Yamayı indirmek için gerekli sayfaya buradanulaşabilirsiniz.
  8. Bazı oyun serileri ne kadar zaman geçerse geçsin asla eskimezler. işte o oyunlardan gelecek en küçük bir haber bile değerli olur. Tüm zamanların en ünlü oyun kahramanlarından biridir Lara Croft. Bugüne kadar sayısız oyun, sayısız Lara modellemesi gördük. Olayın özüyse hiçbir zaman değişmedi. Havalı, seksi başkahramanımız hazine peşinde dünyayı dolaştı, bizleri de ardında sürükledi. Geçtiğimiz yıla kadar... Yeni Lara Croft'u beğenenler arasındayım. Her şeyi başına 'gerçekten' gitmek heyecan verici bir deneyim. Devam oyunu da duyurulan yeni Tomb Raider'ın gerçekçi ve şaşılacak kadar dramatik hikayesi belki de gerekliydi. Ben bir noktada Lara'nın görmeye alıştığımız 'o oyun karakterine' dönüşeceğine inanıyorum ve Crystal Dynamics'in izlediği karakter gelişimi modu heyecan verici. Tomb Raider'ın yıllardır en büyük eksiği olan, karakter gelişimini seriye kazandırdığı için Crystal Dynamics'e ne kadar teşekkür etsek az. Bir de şu bulmacaları yok etmeseler iyiydi... Ne? O bulmacalar spin-off'ta mı işleniyor? Lara Croft and the Guardian of Light'ın devamı mı geldi? - Beni PlayStation 4 ve Lara Croft ile yalnız bırakın. Indiana Jones ruhu bitmez bitmeyecek Tomb Raider'ın özü hep bu değil miydi aslında. Reboot- Tomb Raider'da bu hissi ne kadar yakalayabildiniz bilmiyorum ama benim eksik hissettiğim bölüm kesinlikle oydu. Aslına bakarsanız, Uncharted'ı bile sırf o yüzden oynuyorum. Yazının başında belirttiğim gibi, Lara'nın hikayesi daha asıl noktasına gelmedi, henüz hazine avcısı filan değil. Ama burada öyle... Üstelik tek değil. Üstelik yanında ikisi en efsanesinden 3 dostu var. Oyunun isminden de anlaşılacağı gibi bu sefer Mısır'da, yani benim en sevdiğim mitolojik zamanın kalbindeyiz. Üzerine Osiris, Horus, Isis gibi çocukluğumu ve gençliğimi tüketen karakterler eklenince elde değil üzülüyorum. Evet, üzülüyorum ama bu çok kişisel bir durum. Mısır mitolojisinin artık God of War'da olduğu gibi ihtişamlı bir hikaye ve oyuna ihtiyacı var. Lara Croft and the Temple of Osiris hikayesine önem veren bir oyun değil, daha doğrusu yapısı buna müsaade etmiyor. Konu tamamen orijin mitten alınmış durumda. Seth dünyayı yok etmek istemektedir. Osiris'in karısı (İsis) ve oğlu (Horus) bunu engellemek için Lara ile Carter'a katılırlar. Sakın Tomb Raider ile karıştırıp sinematik bir anlatım beklemeyin, dediğim gibi Temple of Osiris, Guardian of Light'ın devamı niteliğinde bir oyun. Lara Croft and the Temple of Osiris, arcade aksiyona ve ölümcül tuzaklarla dolu bir bulmacalara odaklanan bir yapım olmuş. Böylesi çok iyi çünkü özünde co-op geliştirilen bir yapımın tadı oynanışın eğlencesiyle çıkacaktır. Oyunu açan kişi Lara Croft rolüyle başlarken, diğer oyuncular Carter, İsis ve Horus'u oynayabiliyorlar. Aslında sorunlar da tam burada başlıyor. Oyunun en güçlü olması gereken yerde sıkıntılar yaşamaya başlıyorsunuz. Kuş bakışı kamera gayet iyi çalışsa da özellikle akrobatik hareketler sırasında (platformlar arası zıplayış gibisinden) sabit kalıp sorun çıkartabiliyor. Ekranda dört kişi olduğundaysa olaylar iyice karışabiliyor. Kim ne yapıyor, nereye ateş ediyor anlayamıyorsunuz. Aksiyon ilk oyundan daha farklı değil ama Temple of Osiris, kaliteli ve ekip işi gerektiren bulmacalarıyla ön plana çıkmayı başarıyor. Eh, bulmacalar kaliteli olunca oyundan aldığınız tatmin hissi de aynı oranda artmış oluyor. Oyunun ilginç düşünülmüş bir fikriyse yağmalama sistemi. Topladığınız gemlerle bahse giriyor ve sandıktaki eşyalar için kapışıyorsunuz. Sorun şu: Ne gerek vardı? yağmalama sistemi gerçekten çok detaylı düşünülmüş ama en basitinden Lara'nın geliştirilecek birçok yeteneği gerekli bile değil. Aksiyon/Rol Yapma detayları eklenmiş ama kesinlikle çok detaylı bir sistem beklemeyin.Lara Croft and the Temple of Osiris iyi bir oyun. Grafikleri çok çok mükemmel değil ama yeterli, seslendirmeler, müzikler de ortalamanın üzerinde. Oynanış , kamera problemlerine rağmen sizi oyunun başında tutmaya yetiyor. Eğer arkadaşlarınızla hoş vakit geçirip, muhteşem Mısır mitolojisine ucundan bir bakış atmak isterseniz keyifle Lara Croft and the Temple of Osiris'i oynayabilirsiniz.
  9. Game of Thrones'un Üçüncü Bölümünün Çıkış Tarihi Videoyla Beraber Paylaşıldı Telltale Games'in oyun dünyasına uyarladığı Game of Thrones serisi üçüncü bölümüyle beraber yoluna devam ediyor. Telltale Games yayınladığı çıkış videosuyla beraber yeni bölümde bizleri nelerin beklediğini haber ederken, bir de yeni bölümün çıkış tarihlerine netlik kazandırmış oldu. Bu doğrultuda oyunun platformlara göre çıkış tarihleri şöyle, 24 Mart: PC/Mac, PlayStation 4 & 3 (US) 25 Mart: Xbox One & 360, PlayStation 4 & 3 (EU) 26 Mart: iOS & Android
  10. Diğer God of War Oyunları İçin Remastered Duyurusu Beklemeyin Sony Santa Monica ekibi, God of War III'ün Remastered haberinden sonra beklentiye giren oyuncuların beklentisini bitirecek bir açıklama yaptı. Aaron Kaufman, diğer God of War oyunları için bir Remastered sürüm planlarının olmadığını açıkladı. Şimdilik sadece serinin üçüncü oyunu yeni nesil konsol için çıkışını yapacak. Bunun ardından diğer oyunlar takipte kalır mı bilemeyiz tabi.
  11. God of War III, PlayStation 4 İçin Duyuruldu! Sony Computer Entertainment Worldwide Santa Monica Stüdyosu tarafından geliştirilen ve tüm zamanların en iyi aksiyon oyunu olarak kabul edilen God of War III, High Definition olarak PlayStation 4’e geliyor. Bu sene 10. yaşını kutlayan ve dünya çapında milyonlar satan efsane serinin son oyunu Temmuz ayında PlayStation tutkunları ile buluşacak. Tüm zamanların en iyi aksiyon oyunu olarak kabul edilen God of War III, High Definition olarak PlayStation 4 için geliştirildi. 1080p çözünürlükte mükemmel şekilde üretilen ve saniyede 60 kare hızında çalışan God of War III Remastered, bir sonraki kuşak için hazır. Yeni oyuna tüm eski DLC kostüm ve içerikler de dahil. God of War III Remastered gerçekçi kas hatları, detaylı yüz ifadeleri sunarken canlı manzaralar binlerce dinamik ışık ve doku ile aydınlatılıyor. Oyun PS3 sürümünün de dört katı çözünürlüğe sahip bulunuyor. PlayStation 4 için geliştirilen God of War III Remastered’ın, yeni fotoğraf modu oyuncuların fotoğrafları düzenlemek, kaydetmek ve paylaşmak üzere oyunun tam merkezinden dudak uçuklatan aksiyonu dondurmasına da imkan veriyor. Sony Computer Entertainment Worldwide Santa Monica Stüdyosu tarafından geliştirilen God of War III, 15 Temmuz’da PlayStation 4 tutkunlarıyla buluşacak. Oyun Türkçe altyazı ile piyasaya sunulacak.
  12. Bundan 10 sene önce nerede olduğunuzu ya da ne yaptığınızı hatırlıyor musunuz? Bazılarımız o zamanlar ilkokula, ortaokula, liseye yeni başlamış, bazılarımız üniversitede, bazılarımız ise işiyle gücüyle uğraşmaya yeni adım atmıştı. Şimdi okul okuyanlar üniversiteye gidiyor, üniversitedekleri çoktan iş sahibi olmuşlar, işi olanlar ise çoktan bir aileye ve okutacakları çocuklara sahipler. Ancak bütün bu insanları, bu 10 yıl boyunca ortak bir noktada, ortak bir dünyada buluşturan tek bir şey var. Sanal bir dünya ve bu sanal dünyadaki muhteşem hikaye. World of Warcraft’tan bahsediyorum. Yani dünyanın en popüler MMO oyunundan. Artık oyun demek bile gelmiyor içimden. Öyle ki, World of Warcraft’ı uzun süredir oynayanlar, oyunun dünyası Azeroth’un her tepesini, her yolunu, her ağacını bilir olmuş durumdalar. Daha geçen gün Feralas’taki şelaleyi oturup izlediğim, Orgrimmar’da Auction House’un önünde toplanıp geyik yapanları dinlediğim, Add-On’lar olmadan görev metinlerinden ne yapmam gerektiğini okuduğum günler aklıma geldi. İşte 10 yıllık bu serüven, ortalama bir oyuncunun geçmişinde –detayına girsem 15 sayfa yazı okuyacağınız- birçok anılara sahip olmasına neden oluyor. 10 yılın ardından geçmişe dönmek haliyle o kadar kolay değil. Ancak Blizzard hem biz WoW tecrübesine sahip oyunculara, hem de Azeroth’u ilk defa keşfedeceklere büyük bir fırsat sundu Warlords of Draenor’la. Artık geçmişe dönüp, Ork’ların yurdu, Draenei’lerin ikinci evi olan Draenor’la tanışmanın zamanı. Geçmişi yeniden yaşamak Draenor’un neresi olduğunu bilmeyenlere anlatmakla başlayalım isterseniz. Hem de Warcraft evreni konusundaki bilgilerimizi de tazelemiş olalım. Draenor, Ork ırkının yuvası olan bir dünya. Her ne kadar çoğumuz Ork’ların diğer ırklarla birlikte Azeroth’ta yaşadığını biliyor olsa da, orijinalinde Ork’lar Draenor’dan Azeroth’a geliyorlar. Buranın ilk sakinleri olan Ork’lara, ardından Kil’jaeden’ın hışmından kaçan Draenei’ler katılıyor. Uzay gemilerlyie Draenor’a gelen Draenei’ler, burada şamanistik Ork’larla barışçıl bir şekilde yaşıyorlar. Ancak bu barış, Kil’jaeden’ın Draenor’u bulmasıyla sonlanıyor. Warlords of Draenor’da ise bu hikaye, Mists of Pandaria’nın sonunda yakaladığımız ve mahkemeye çıkarılacak olan Garrosh Hellscream’in kaçıp, bronz ejderlerin yardımıyla alternatif bir zaman dilimindeki Draenor’a gitmesiyle değişiyor. Garrosh, Draenor’da Ork liderlerinin Mannoroth’un kanını içmesini engelliyor ve getirdiği teknolojiyle birlikte Dark Portal’ı inşa edip, yeni ordusu Iron Horde’la birlikte Azeroth’u işgal etmeye çabalıyor. WoD ise bizim bu çabayı engelleme çalışmamızı anlatıyor basit olarak. Ork’lar Draenor’da klanlar halinde yaşıyorlar. Bunları arka arkaya yazıp karışıklık yaratmamak adına aşağıda liste yaptım, sonra “kim neydi, ben kimim, neredeydi Draenor’daki Auction House?” gibi sorularla gelmeyin: Grommash Hellscream – Warsong Klanı Ner’zhul – Shadowmoon Klanı Durotan – Frostwolf Klanı Blackhand – Blackrock Klanı Kargath Bladefist – Shattered Hand Klanı Killrogg Deadeye – Bleeding Hollow Klanı Dediğim gibi işin detayına girip yok Orgrim’in geldiği noktayı, diğer küçük klanları vs yazmayacağım. Warlords of Draenor’a kadar bildiğimiz hikayeye göre Ner’zhul –sonradan Gul’dan- Ork’ları Pit Lordu Mannoroth’un kanını içip lanetlenerek, Kil’jaeden’ın Azeroth’u işgalinde ordu olarak kullanmasına neden olmuştu. Ork’ların Azeroth’ta bulunmalarının sebebi de aslında bu. Azeroth’ta yıllar süren savaşın ardından Lordaeron İttifakı Ork’ları yendi ve savaşı tamamen bitirmek için Dark Portal’dan geçerek saldırıyı sürdürdü. Ner’zhul geri kalan Ork’ları güvenli şekilde getirebilmek için birden fazla portal yarattı ve bu nedenle Draenor dengesini yitirdi ve tüm gezegen patladı. Patlamadan arta kalan ise uzay boşluğunda sürüklenen ve The Burning Crusade eklentisiyle bizlere sunulan Outland oldu. Bu nedenle The Burning Crusade’i oynamış olanlar, Warlords of Draenor’da bazı isimleri ve yerleri tanıyabilirler. “Tanıyacaklar” demiyorum çünkü WoD’da bulunan haritalar tamamen sıfırdan yeniden yapılmış. Frostfire Ridge, Gorgrond, Tanaan Jungle, Talador, Shadowmoon Valley, Spires of Arak ve Nagrand, WoD’da görevlerle uğraşacağımız ana bölgeler. Özellikle Nagrand ve Shadowmoon Valley, eminiz ki The Burning Crusade zamanından hatırlanacaktır (Özellikle Nagrand’daki Hemet Nesingwary görevleriyle). Her yolculuğun bir başlangıcı vardır Warlords of Draenor’a giriş yapabilmek için Azeroth’ta Blasted Lands’de yer alan The Dark Portal’dan geçmeniz gerekiyor. Buradan geçerek alternatif zaman çizgisinde bulunan Draenor’a gidebiliyorsunuz. Kısa bir tanıtımdan sonra görevler başlıyor. İlk görevler size genel olarak yukarda bahsettiğim Ork klanlarının liderlerini tanıtmaya yönelik. Özellikle bu kısımlar, size genel olarak kimin ne olduğunu detaylı bir şekilde anlatmak için hazırlanmış. Görevler genel olarak Cataclysm’le başlayan düz görev stilinin dışına çıkma çabasının devamı olarak görülebilir. Blizzard, her yeni eklentide bize daha eğlenceli, daha bol sinematikli görevler sunuyor. Hatta bazı görevleri, Mists of Pandaria’yla eklenen Scenario (Senaryo) moduyla yapıyoruz. Bu şekilde oyunun hikayesine hem daha iyi adapte oluyor, hem de karakterimizi daha rahat bir şekilde içselleştirmemiz mümkün kılınıyor. Görev ödülleri de artık eskisi gibi değil. Bazı durumlarda kazandığınız eşyalar otomatik olarak Rare veya Epic seviyesine yükselebiliyor. Bunun dışında zırh, silah, altın, tecrübe puanı kazanmanız için haritada belli yerlerde bulunan etkileşime girebileceğiniz eşyalar bulunuyor. Bu şekilde dungeon veya raid’e girmeden, ortalama bir ekipman toplamanız mümkün. Tüm bunların yanında daha önce Elite seviyede bulunan ve aynı seviyedeyseniz, kesmeniz için yanınızda 1-2 kişinin daha olması gereken yaratıklar, WoD’da da karşımıza çıkıyor. Hem de bu yaratıklar/karakterler, daha öncekilerden çok daha fazla sayıdalar. Hem de kesmeniz için yanınıza 2-3 kişi gerekmiyor (bazen gerekebiliyor tabi). Bu yaratıklardan genel olarak zırh ve silah, garrison malzemeleri (Garrison kısmında açıklayacağız), evcil hayvanlar, oyuncaklar ve nadiren de olsa binekler düşebiliyor. Hele ki NPCScan isimli muhteşem AddOn’u kurduysanız, haritada hiçbirini kaçırmadan kesebilirsiniz. Artık herkesin WoW’da dikili bir ağacı olacak! Warlords of Draenor’un belki de en büyük getirdiği yenilik “Garrison” oldu. Artık her WoW oyuncusunun kendine ait bir evi (Her ne kadar ev olmasa da) olacak. Oyunun başından itibaren zaten Alliance veya Horde’un bir kumandanı olduğunuz defalarca vurgulanıyor. Kumandan dediğinin de bir üssü, altındaki birlikleri yönettiği bir mekanı bulunmak zorunda. İşte Garrison dediğimiz olay da bundan ibaret. Peki ya ne yapabiliyorsunuz bu üste? İşin en vurucu tarafından başlayalım isterseniz. Bildiğiniz gibi WoW’da ilkyardım, arkeoloji, aşçılık, balıkçılık gibi herkesin alabileceğin uzmanlıkların dışında, aynı anda sadece iki taneye kadar sahip olabildiğimiz uzmanlık alanları bulunuyor. Madencilik, dericilik, terzilik gibi bu uzmanlıklar, yeri geliyor sahibine özel binekler, oyuncaklar ve yetenekler sunabiliyordu. Ancak gidip 2 dalda maksimum yeteneğe çıktıktan sonra, diğer yeteneklerin verdiği bu gibi ekstralara sahip olmak oldukça zor oluyordu. Garrison’larda istediğiniz uzmanlık dalları için sunulan binalardan inşa ederek, bu uzmanlık dallarına sahip olarak yapabileceğiniz eşyalardan bazılarını üretmenizi, hammaddeleri toplamanızı sağlıyor. Örneğin basit bir görevle birlikte Garrison’unuzda bulunan madeni açarak buradaki mineralleri “Mining” uzmanlığınız olmasa bile toplayabiliyor, bu hammaddeleri Auction House’da satabilir veya “Blacksmithing” binasında eşyaya dönüştürmeniz mümkün oluyor. Bir nevi artık “Ya x uzmanlığım yok ve bunun sağladığı x eşyasını çok istiyorum” sıkıntısı, bu şekilde bir raddeye kadar giderilebiliyor. Bununla birlikte arkeolojiyle topladığınız eşyaları sergileyebiliyor, fishing uzmanlığınızı da arttırabiliyorsunuz. Garrison’lardaki eğlence bununla da bitmiyor. Görevler sırasında yardım ettiğiniz bazı karakterler, size “follower” (takipçi) olarak katılıyorlar. Bu takipçilere Garrison’larda görevler verebiliyor, tecrübe puanı kazanarak seviye atlamalarını, altın, garrison malzemesi veya eşya kazanmalarını sağlayabiliyorsunuz. Bu görevler, artık Facebook ve mobil oyunlardan alıştığımız gibi belli sürelerde tamamlanıyorlar. 30, 45 dakika, 1 saat, 1 buçuk saat ve 10 saati bulan görevler olabiliyor (Daha fazlasını henüz göremedim). Hal böyle olunca oyunu oynamıyor olsanız bile sırf görevleri tamamlayıp yenilerini vermek için “5 dakika WoW’a girip görev vereyim çıkacağım” kafasında oyunu oynamaya başlıyorsunuz. Sanırım bu kısmın tek eksiği bir mobil uygulama. Öyle ki gün içerisinde görevlerin ne zaman biteceğini takip etmek istiyorsunuz. Şimdilik bunun için WowHead’in geliştirdiği bir iOS/Android uygulaması mevcut. Yeni görevler verdiğinizde, açıyorsunuz bu uygulamayı, WoW’a eklediğiniz AddOn’u açıyor ve QR kodu okutuyorsunuz mobil cihazınıza. Ardından telefonunuza görevler bitince bildirim geliyor. Ancak hala resmi bir uygulama olmadığı için “QR kodu okutmak”la uğraşmak gerekiyor. Blizzard buradan sesimizi duyup, en azından WoW Armory uygulamasına Garrison sekmesini de eklerse, bizi mutlu mesut edecektir. Tüm bunlarla birlikte şu an oyunun Legendary seviyesindeki eşyası yüzüğü almak için Apexis Crystal adı verilen bir kristal toplamanız gerekiyor. Bu kristalin büyük bir bölümü de Garrison görevleriyle sunuluyor. Garrison’da bulunan binalar, 3 seviye halinde güncellenebiliyorlar. Her seviyede binalar, yeni bir özellik kazanıyorlar. Örneğin bir Tavern kurarsanız, günde 2 adet Dungeon görevi alabiliyorsunuz. Bu görevler size ekstra eşya, evcil hayvan vs. gibi ödüller sunuyor. Eğer Tavern’ı 2. seviyeye yükseltirseniz, her hafta 1 adet “follower” kazanıyorsunuz. Tabi her binayı kurmak mümkün değil. Garrison size belirli boyutta binalar yapmak için belirli sayıda boş alan sağlıyor. Tabi üçüncü seviyeye gelene kadar bu rakam da artıyor. Kısacası Garrison, World of Warcraft’a gelen en büyük yenilik ve yeni içeriklerle oyuncuları kendine bağımlı hale getirebilir. Peki ya hikaye ve görevler? Draenor’la birlikte artık 90 olan maksimum seviye, 100’e çıkıyor. Ancak arada 10 seviye farkı bulunması sizi yanıltmasın. Genel olarak görev sayısı ve içerik, önceki oyunlardaki 5 seviyeden az daha fazla. Yani 10 seviyeyi hızlıca halledebiliyorsunuz. Hatta geriye neredeyse 3 bölge, görevlerine dokunulmadan kalıyor. Bu da demek oluyor ki siz 100 olduktan sonra uzunca bir süre sadece para toplamak/hikayeyi öğrenmek vs. için görev yapmaya devam ediyorsunuz. Görevlere devam etme nedeni asıl olarak “endgame”e ulaşmak isteyen oyuncular için daha iyi eşyalar bulabilmek. Örneğin 100 seviye olduğunuzda, direkt olarak Heroic seviyedeki dungeon’lara giremiyorsunuz. Bunun için ya normal seviye dungeon’ları defalarca yapıp eşya toplamanız, ya da yeni bölgelerdeki görevleri tamamlamanız gerekiyor. Çünkü bu görevlerden daha yüksek seviyede zırh ve eşyalar toplanabiliyor. Görevler genel olarak standart olarak “10 şundan kes”, “10 bundan topla” gibi olsa da, aralara serpiştirilmiş güzel görevler de karşımıza çıkabiliyor. Özellikle hikayeye direkt etkisi olan ve MoP’la gelen Scenario mantığında görevler mevcut. Bu görevlerde sık sık ara sahneler de izliyoruz. Wrath Gate kadar etkili olmasa da Machinima ekibi kendini her eklentide geliştiriyor. Zamanı gelmişti artık World of Warcraft oyuncularının belki de en çok hayıflandığı nokta, o kadar sene geçmiş olmasına ve grafik motorundaki geliştirmelere rağmen, karakter modellemelerindeki düşük poligon ve eskimiş animasyonlardı. Nihayet Blizzard bu konuya da elini attı ve Draenor’un oyun öncesi yamasıyla birlikte Blood-elf modelleri dışındaki tüm modelleri güncellemiş oldu. Benim de dahil olduğum Blood-elf karakter sahipleri ise ben bu yazıyı yazarken yenilenmiş karakter modellemelerinin yakın süre içerisinde oyuna ekleneceği duyurusunu almış durumda. Sesler, seslendirmeler, müzik Warlords of Draenor bir nevi WoW için “ses” anlamında bir dönüm noktası gibi. Birçok NPC ve yaratık için sesler en baştan kaydedilmiş. Özellikle bu ek paketin ana teması “Ork” olunca, Ork’ların kadim dostları kurtlar için birçok farklı kurttan sesler kaydedilmiş. Ork sesleri için de oldukça zorlu seçmelerin ardından farklı seslendirme sanatçılarıyla birlikte kayıtlar yapılmış. Russell Brower yine Draenor’da sahneye çıkıyor ve World of Warcraft’ın müzikal kalitesini bir adım daha yukarıya taşıyor. Hem de bu sefer o kadar fazla varyasyonda müzik var ki, kendinizi kaybedeceksiniz. Özellikle koral eserlerin kullanımıyla Brower bize, “Umarız Warcraft filminde de müzikleri kendisi yapar” dedirtiyor. Peki ya gelecek? Warlords of Draenor, Blizzard’ın açıkladığı rakamlara göre WoW’u eski günlerine yaklaştırdı. 10 milyon üyeye geri dönen oyun, şimdi devamlılığını çıkarmayı planladığı içerik yamalarıyla sağlamak zorunda. Özellikle Blizzard’ın “Her yıl 1 genişleme paketi” düşüncesi, görünüşe göre işe yarayacak. Kısacası eğer World of Warcraft evrenine uzaksanız, şimdi içine girmenin tam zamanı. Hem de WoD dışındaki paketin içinde önceki tüm ek paketlerin olması, bu cazibeyi arttırıyor. Zaten WoW evreninin üyelerinden biriyseniz, eminiz çoktan oyuna dönüp 100. seviyeye ulaşmışsınızdır. 10. yılını tamamlayan bu efsaneyi tecrübe etmeden geçmeyin derim.
  13. Game Of Thrones 5. Sezondan Kısa Bir Sahne! Beklemeye doyamadığımız Game Of Thrones 5. sezondan kısa bir sahne yayınlandı Game Of Thrones'un 12 Nisan'da başlayacak olan 5. sezonundan kısa bir sahne yayınlandı. Heyecanı ikiye katlayan sahnede Tyrion Lannister ve Varys yer alıyor. En çok beklenen diziler arasında ilk sırada olan Game Of Thrones'un 10 sezon süreceğine dair haberler de basında konuşulmaya devam ediyor ancak kesin bir bilgi henüz verilmedi. Dünyaca ünlü dizinin 5. sezonu yayınlanmadan 6. sezon onayı çoktan alındı.
  14. Özet: En iyi suç henüz işlenmeyendir. Lost’un yaratıcısı J.J. Abrams ve The Dark Knight'ın senaristi Jonathan Nolan'dan yepyeni bir gizem öyküsü. Kameralar her yerde! İzliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar... Sizin hakkınızda her şeyi biliyorlar! Peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? Gizemli bir işadamı olan Mr. Finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. İlginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı elindeki programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen Reese adlı eski bir CIA ajanıyla anlaşır. Kendi kaynakları ve teknolojisiyle, Reese'in yetenekleri ve sezgilerini birleştiren Mr. Finch'in amacı; gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir. Dizinin başkarakteri Mr. Finch rolünü son yılların en sevilen aktörlerinden biri olan Michael Emerson üstleniyor. Emerson, Abrams'ın da en gözde oyuncularından biri. Usta oyuncuyu tüm dünyada üne kavuşturan, J.J. Abrams'ın yapımcılığını üstlendiği Lost dizisinde canlandırdığı Ben Linus karakteri olmuştu. Dizinin diğer başrolü ise 1991 yılından bu yana sinemalarda izlediğimiz Jim Caviezel'e ait. Caviziel, son olarak geçtiğimiz yıl mini dizi The Prisoner'ın başkarakteri olarak ekrana gelmişti. Kaynak: cnbce.com Şahsi Yorumum: Her sezonunda bir sonra ki bölümünü merakla beklediğim bir dizidir. Aksiyon, gerilim sevenlere ve zamanı olanların ve izlemesini tavsiye ederim. 1. Sezon Fragmanı https://www.youtube.com/watch?v=WYDWSNMTauQ 2. Sezon Fragmanı https://www.youtube.com/watch?v=DocgX_Bqxf0 3. Sezon Fragmanı https://www.youtube.com/watch?v=A2wdX1To0ms 4. Sezon Fragmanı https://www.youtube.com/watch?v=ONmtJFTn9y0
  15. Xbox One'a Gears of War Collection Gelecek mi? Halo: The Master Chief Collection ile beraber tüm Halo serisini yeni nesil Xbox konsoluna uyarlayan Microsoft'tan benzer bir atılımı da Gears of War için bekliyorduk. Şimdiye kadar birçok söylentisini duyduğumuz Gears of War Collection'la ilgili şüpheli bir yanıt geldi. Bir oyuncunun sorduğu soruyu yanıtlayan Xbox patronu Phil Spencer, "Şu an için bir duyuru yapamam ancak beklemede kalın." cümlesiyle beraber oyuncuları heyecanlanmış görünüyor. Yeni bir Gears of War oyunu için biraz fazla beklememizin gerektiğini biliyoruz. Bu sırada Microsoft marka popülaritesini sıcak tutmak adına böyle bir çalışmayla karşımıza çıkabilir.
  16. Şimdiye kadar savaş oyunlarında hep öldüren, savaşan taraf olmuştuk. Ama her savaşın arkasında bıraktığı yıkım ve sefaleti hiç yaşamadık. This War of Mine, bize savaşın arka planında kalanların hikayesini sunuyor. Bize savaşın farklı bir yönünü vaat etmesi ile birlikte daha en baştan olumlu bir izlenim bırakan oyun, içine daldıkça çok daha fazla hayranlık uyandırıyor. Oyuna ilk başladığınızda harabeye dönmüş bir binada kendimizi 3 kişi ile buluyoruz. Bu karakterlerin her birinin kendine has özellikleri mevcut, kimisi silah kullanma konusunda uzman iken, diğeri yorulmadan uzun süre koşabiliyor veya daha fazla eşyayı yanında taşıyabiliyor. Oyunda bütün survival oyunları gibi hayatta kalmamız için yağmalama yapmamız gerekiyor. Bu yağmalamaları ise oyunda gece vakti gerçekleştiriyoruz. Örneğin siz bir karakterinizle keşfe çıkarken bir karakteri bekçi olarak bırakabiliyor, diğerini ise dinlenmesi için uyutabiliyorsunuz. Ben, barış için savaşmak istiyorum. -Albert Einstein Dışarıda yağma yapmak için aldığımız karakter döndüğünde yorgun oluyor ve dinlenmesi için bir sonraki gece evde bırakmak mantıklı bir seçim olarak karşımıza çıkıyor. Karakterlerimiz daima karnını tok, sırtını pek tutmak ise önemli rol oynuyor. Dışarıda topladığınız çiğ etleri eğer pişirmeden yedirirseniz karakterlerimiz bunları beğenmeye biliyor. Ama her hayatta kalma oyunu gibi This War of Mine’da da olaylar bu kadar kolay devam etmiyor. Örneğin yağmalama için gittiğimiz bir evde bizden daha kötü durumdaki insanlarla karşılaşabiliyor ve onlara acıyarak eşyalarına dokunmadan geri dönebiliyoruz. Oyunda ki karakterlerin oyuncuya yaptıkları etki oldukça güzel hazırlanmış. Hayatta kalmanın sadece yağma yapmakla bitmediğini, bazen yapılması zor tercihlerle bizleri baş başa bıraktığını çok başarılı bir şekilde anlatıyor This War of Mine. Baştan başa bütün dünya, bir damla kanın yere dökülmesine değmez. -Sadi Şirazi Oyunda sadece tehlikeli insanlarla baş etmiyoruz, ayrıca açlık, hastalık, ve savaşmaya devam eden orduda bizim için büyük bir tehdit oluşturuyor. Örneğin gece vakti bir binayı yağmalamaya giderken orada bulunan askerler yüzünden eli boş dönebiliyoruz. Ve hatta geri döndüğümüzde arkadaşlarımız katledilmiş ve bütün erzağımız çalınmış olabiliyor. Oyunda yaptığınız her eylem sizi kendi vicdanınızla baş başa bırakıyor. Oyunu uzun süre oynadıktan sonra, belki de gerçekten olacağı gibi soğuk kanlı olmaya başlıyor, ve kimsenin gözünün yaşına bakmadan, sadece hayatta kalmak için, hayatlara son verebiliyorsunuz. Savaşın soğuk ve karanlık yüzü oynadığınız her an yüzünüze bir tokat gibi çarpıveriyor. Savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur. -Benjamin Franklin Oyundaki tabiî ki craft sistemi de mevcut. Harabelerden topladığımız eşyalar ile bir çok araç gereç yapabiliyoruz. İster masa, sandalye, yatak ev eşyaları, istersek bizi eğlendirecek radyolar veya dışarıda kullanabileceğimiz silahları evimizde hazırlayabiliyoruz. Örneğin yağmalamak için dışarı çıkarken yanımızda daima kilit açmak için maymuncuk, önümüze çıkacak yığınları hızlıca geçebilmek için kürek bulundurmakta fayda var. Craft yapmak için oyunda kullanmamız gereken iş istasyonlarına ihtiyaç duyuyoruz, bunları yine çevreden topladığımız araç ve gereçler ile yapmak mümkün. Savaşta yasalar susar. -Marcus Tullius Cicero Oyunda bir bölgeye gittiğimizde bütün bölge gözükebilir durumda olmuyor. Sadece karakterimizin göz hizasında olan bölgeler açık oluyor. Ama bir odaya girmeden önce, anahtar deliğinden bakıp odanın içinde nelerin veya kimlerin olduğunu görebiliyoruz. Ayrıca yine etraftan gelen sesler ses dalgası şeklinde etrafta gözükebiliyor. Örneğin alt katta iken insan ayak sesi sandığınız şeylerin, yukarı çıktığınızda bir fareden geliyor olması sizi inanılmaz bir şekilde rahatlatıyor. Oyunun bu gerilimi başarılı bir şekilde vermesi ise takdire şayan Oyunda ki savaş mekaniğine gelecek olursak genelde Stealth/Action oyunlarına aşina olduğumuz gizlen ve öldür sistemi ile devam ediyoruz. Birden fazla düşmanla karşılaştığımız zamanlarda birbirlerinden uzaklaşmalarını beklemek ve sessiz bir şekilde teker teker avlamak en mantıklı ve kolay çözüm oluyor. This War of Mine teknik konularda ise harikalar yaratmasa da yansıttığı atmosferi başarılı bir şekilde bize sunmayı başarıyor. 2.5D olarak tanımlayabileceğimiz oyun, karanlık atmosferi yapımcıların Pencil Effect adını verdiği yöntemle tamamlıyor. Arka planı sanki kara kalem ile çizilmiş gibi gösteren bu efekti oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Harp zorunlu ve kaçınılmaz olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça harp bir cinayettir. -Mustafa Kemal Atatürk Müzikler ise yine atmosferi bize yaşatacak kadar duygusal hazırlanmış. Çaresizliğin verdiği duyguyu tam anlamı ile yansıtıyor. Sesler bu tip bir oyun için yeterli seviyede. Karşılaştığımız karakterlerin diyalogları üzerinde oldukça çalışıldığı yine her halinden belli. This War of Mine genel anlamı ile türe aşina oyuncuları oldukça memnun edecektir. Yazının başında belirttiğim gibi savaşın arkasında kalanları bize sunması ile hem duygusal hem de gerilim dolu anlar bizleri bekliyor. Eğer survival türüne ilginiz var ise This War of Mine kesinlikle parasının hakkını veriyor. Oyunu oynadıktan sonra emin bir şekilde söylebiliriz ki, savaşlarda kazanan asla olmuyor.